Çalmasını Bilmeyen Fakirle Zengin Düşmanlığı

Akif Beki yazdı.

Eklenme Tarihi: 05 Nis 2025
3 dk okuma süresi
Güncelleme Tarihi: 05 Nis 2025
Çalmasını Bilmeyen Fakirle Zengin Düşmanlığı

Fakir, çalmasını bilmediğinden mi fakirdir; bu yazının konusu değil, ayrı bir bahsin konusu o.

Konumuz; bu sözün art niyetle, kötüye yorularak halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçuna sokulup sokulamayacağı.

Dikkat ederseniz, 'kin ve düşmanlığa tahrik suçuna girip girmeyeceği' demiyorum. Çünkü neyin girip girmeyeceği yoruma bağlı, dolayısıyla keyfi kullanıma açık bir suç tanımından söz ediyoruz.

Fakirin, çalmasını bilmediği için fakir kaldığını söylediğinizde zengine bir suçlama yöneltiyorsunuz; o da hırsızlık.

Yani zengin düşmanlığını kışkırtmaktan okka altına gidebilirsiniz, savcıya kalmış.

Hoppala! Başa yeni icat mı çıkarıyorum, hayır.

Halkın bir kesimini aşağılamak, başka bir kesimine hedef göstermek suç. TCK 216'da düzenleniyor. Buna göre halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge bakımından farklı bir kesiminin bu farklılık nedeni ile aşağılanıp hedef alınması yasak.

'Sosyal sınıf' farklılığının da buna dahil olduğunu fark etmişsinizdir. Zengin ve fakir de birer sosyal sınıf değil mi?

Demek ki zengini, sırf zengin olduğu için aşağılayıp hedef gösteremezsiniz.

Elitler de bir sosyal zümre oluşturuyor. Zengin düşmanlığı gibi, okumuş düşmanlığı veya seçkin düşmanlığı da aynı kategoride değerlendirilebilir.

Kanun yapıcı, sosyal sınıf farklılığından dolayı halkın bir kesimini diğerine karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi suç sayarken bunu değilse neyi murat etmişti?

Ama fakirleri zenginlere, okumamışları okumuşlara, halkı seçkinlere karşı kin ve nefretle doldurmayı yasakladığınızda popülist siyaseti de yasaklamış oluyorsunuz. O zaman ucuz halkçılık nasıl, ne üstünden yürütülecek?

Elitlere, zenginlere karşı dolduruşa getirerek halktan oy almayı yasaklamak şeklinde de yorumlanabilir, ona uygun bir tanım.

Hatta isterseniz şu "zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü" deyimini bile bu tanıma sokabilirsiniz.

Hani, yaygın bir yanlışlıkla "fukaranın düşkünü" diye söylenen deyim.

Oysa fukaranın değil zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü.

Yazmıştım bir ara...

Zürefa, zarifler demek. Düşkünü için, 'kibarın düşkünü' de diyebilirsiniz.

Kibar; hem mevkice büyük ve zengin hem de zarif ve seçkin anlamına geliyor.

Sosyeteye, ensesi kalın kodaman takımına eskiden niye 'kibarlar alemi' dendiğini açıklıyor sanırım.

Sadece onu mu? Lüks ve gösterişle sürülen hayatın neden 'kibar lokması' diye tanımlandığını da açıklıyor.

Deyimin anlamına gelince... Kibar lokmasını, maddiyat ve saygınlığını kaybedenler kulübünü asağılamak değil niyeti. Güçten düşmüş ekabir takımıyla ilgili bir kompleksi tespit ediyor. Gülünçleşme pahasına gösterişli görünmeye, kuyruğu dik tutmaya çalışmak başka nasıl anlatılır?

Bana sorarsanız öyle. Fakat bir savcı, pekâlâ farklı yorumlayabilir.

Fakirin, çalmasını bilmediğinden fakir kaldığını söylemek de bana göre bir durum tespiti. Zengin sınıfını aşağılamak yahut zengin düşmanlığını körüklemek kastına vermiyorum. Yolsuzluk ve rüşvetle halktan çalmanın yaygınlığını, soyulduğu için halkın fakir kaldığını ifade ediyor bence.

Ancak bir savcılık makamınca maksadı aşacak şekilde yorumlanmasına ne mani?

Napolyon'un şöyle dediği rivayet edilir: Bana başka anlama çekilmesi imkansız öyle bir söz söyleyin ki sizi onunla idam edeyim. Yani sündürerek ondan idamlık bir suç çıkarayım.

Örnekte görüldüğü üzere, üstelik bizim suç tanımlarımız başka anlamlara çekip kötüye kullanmaya sanki biraz daha müsait.

Sonra tartışıyoruz; cezaevi doluluğunda niye Avrupa birincisiyiz, boykot çağrısına da soruşturma, gözaltı mı olur diye. Başka ne olacaktı?